Biyosidal Ürünlerde (Dezenfektanlarda) Sürdürülebilirlik

Biyosidal Ürünlerde (Dezenfektanlarda) Sürdürülebilirlik

Cam Ürünlerde Virüs ve Bakterilere Karşı Etki Sağlayan % 100  Yerli Üretim İle Dünyada İlk V-Blok Kaplama Teknolojisi.

Yazan: Mehmet Asutay
01.11.2020

Dünyamızdaki kaynaklar gün geçtikçe insanoğlu tarafından bilinçsizce kullanılarak yok ediliyor. Her şeyin bir sonu olduğu gibi doğal kaynaklarımızın da bir sonu var. Üstelik bilinçsizce kullanım yaşayan tüm canlılara zarar verdiği gibi çevre kirliliklerine de neden oluyor.

Sürdürülebilirlik tanım olarak, üretim ve çeşitliliğin devamlılığı sağlanırken insanlığın yaşamının daimi

kılınabilmesidir. Başka bir ifade ile sürdürülebilirlik, kendi ihtiyaçlarımızı, gelecek nesillerin ihtiyaçlarından ödün vermeden karşılayabilmemizdir.

Sürdürülebilirlik Ne Zaman Hayatımıza Girdi?

Kamuoyu sürdürülebilirlik kelimesi ile ilk olarak Birleşmiş Milletler bünyesi altında çalışmakta olan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun 1987 yılı içerisinde yayınlamış olduğu “Ortak Geleceğimiz” isimli rapor aracılığı ile tanıştı.

Hızlı sanayileşme ve nüfus artışından kaynaklanan sorunlara çözüm üretmek amacıyla yayınlanan rapor, ekonomik gelişim ve küreselleşmenin çevre üzerindeki olumsuz sonuçları hakkında bir uyarı niteliğindeydi. Bu raporun geniş kitlelerce benimsenmesinin ve sürdürülebilirliğin hayata geçmesindeki en büyük etken 1984 yılında ilk defa tespit edilen Antartika üzerindeki insan etkinliği kaynaklı ozon deliği olmuştur.

Raporda yer alan sürdürülebilirlik tanımı: “İnsanlık; doğanın gelecek nesillerin gereksinimlerine yanıt verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçları temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir.” şeklinde yapıldı.

Bugün geldiğimiz noktada ise, dünya kaynaklarının ve çevrenin insan faaliyetleri sonucu tükenme sınırına doğru ilerlediği konusunda genel bir görüş birliği bulunmakla birlikte sürdürülebilirliğin ancak doğanın sunduğu kaynakların kendiliğinden yenilenebilmesine olanak tanıyacak hızda kullanılmasıyla sağlanacağı görüşü yaygındır.

Bu bağlamda yaşadığımız Salgın (pandemi) ülkelerin kendi stoklarında bulunan Biyosidal/Dezenfektan hammaddelerinin kendilerine bile yeterli olmadığı için ithalat ve ihracatlarını yasaklamak zorunda kaldılar.

Doğal veya sentetik olarak üretilen Biyosidal/Dezenfektan hammaddelerinin de üretim proseslerinden kaynaklanan birçok çevre kirliliği ve tehlikeler mevcuttur. (Ayrıca deterjan hammaddelerinde de benzer sorunlar yaşanmakta olup bu konu ile ilgili başka bir yazımda paylaşımda bulunacağım).

Sağlık ve Gıda sektöründe kullanılan Biyosidal/dezenfektan ürünler salgınla birlikte güncel hayatımızda herkes tarafından kullanılmaya başlandı. Kullanılan ürünler belirli bir süre etkinliğini korusa da ya kimyasal ürünün bulaşma riskinden dolayı DURULANMASI gerekmektedir ya da çok düşük konsantrasyonlarda durulamadan kullanıldığında etki mekanizması da 1-2 saat sonra yok olmaktadır.

Kısaca ortam dezenfeksiyonu yapılan bir yerde ortamdaki mikroorganizmalar kullanılan dezenfektan tarafından öldürülür, ancak ortama gelen hastalıklı bir kişi veya malzemeden dolayı mikrobiyolojik üreme devam eder. Önemli olan Biyosidal/Dezenfektan ürünün 7/24 etkin olmasıdır. Buda devamlı dezenfeksiyon yapmak anlamına gelirki uygulaması çok zordur. Zira kimyasal dezenfektanların çoğu insanların bulunduğu ortamlarda kullanılmaz ve maliyet olaraktan 7/24 kullanmak pahalıdır.

Bu bağlamda teknolojiyi kullanmak gerekmektedir. Hem maliyet açısından hem de insanların bulunduğu ortamlarda kullanılabilirliği açısından avantaj sağlar.

  1. Ozon Jeneratörleri
  2. Süper Okside Su Teknolojileri
  3. İonizer Teknolojisi
  4. Ultraviyole Lambalar
  5. Işınlama Teknolojisi
  6. Kuru Buhar Teknolojisi
  7. Yüzey Kaplama Maddeleri
  8. V-Blok Teknolojisi

Havadaki oksijen molekülüne 1 molekül oksijen bağlatılarak başka hiçbir hammadde gerektirmez. Ozon; bakteri, virüs, küf, spor, mantar gibi organik zararlıları, sigara dumanı, egzoz gazı gibi havadaki kötü kokuları ve yağları, ayrıca sudaki kirletici ve zararlıları okside ederek yok eder. Ozon, uygun dozda kullanılması durumunda su ve havayı mikroorganizmalardan arındırırken zararlı yan ürünler üretmez, herhangi bir kalıntı da bırakmaz. ABD Çalışma Bakanlığı’na bağlı İş Sağlığı ve Güvenliği Kurumu tarafından, hafif bir işte çalışan kişilerin maruz kalabileceği 8 saatlik ortalama ozon miktarı 0,1 ppm, 15 dakikalık ortalama ozon miktarı ise 0,3 ppm olarak belirlenmiştir.

Ozon, gaz fazında olduğu gibi suda çözünmüş durumda da dezenfeksiyon amacı ile kullanılabilir. İşletmelerin su sistemlerine bağlanarak başka bir kimyasal kullanmadan dezenfeksiyon sağlar.

  • SÜPER OKSİDE SU TEKNOLOJİLERİ

Tuzlu suyun elektro-kimyasal aktivasyonundan (ECA) HOCl üretimi 1970’lerde geliştirilmiştir. ECA sadece tuz ve suyun, elektrokimyasal hücrede elektrolizi ile % 100 doğada çözünebilen, dezenfektan olan Hipokloröz Asit (HOCL) ya da diğer adıyla süper okside su üretmeye yarayan bir teknolojidir. Dünyada en ekonomik dezenfektan üreten sistemdir. Firmalar kendi bünyelerinde bu cihazı kullanarak dezenfektan ve yağ çözücü doğal ürün üretebilecekleri gibi hazır üründe alıp kullanabilirler. Deniz ve okyanuslardaki suda bulunan tuz kullanılarak dezenfektan üretilebilmektedir. Bu sayede başka hiçbir kimyasal kullanılmadan insana, doğaya zarar vermeden dezenfektan üretile bilinmektedir.

  • İONİZER TEKNOLOJİSİ : 

Su moleküllerine elektrik ionları yükleyerek çalışan ve sadece çeşme suyu ile doğal dezenfeksiyon yapan bu sistemler dünyadaki kimyasal üretici dev kartel ve tröstlerin baskıları sonucu pek tutunamamıştır. Çeşme suyuna binlerce elektrik ionları yükleyen sistem püskürtme nozulundan çıktıktan 2 saniye sonra moleküler yapı gene eski haline yani suya dönüşmektedir. Tamamen çevreci olan bu teknoloji avrupa’da 7 dalda ödül almıştır. Ülkemizde 50 kadar elit firma tarafından kullanılmaktadır. Gene hiçbir kimyasala gerek duyulmamaktadır.

  • ULTRAVİYOLE LAMBALAR :

(Bu grupta Işınlama teknolojisine girmekle beraber çok çeşitli uygulamaları olduğu için ayrı olarak ele alınmıştır). Morötesi ya da ultraviyole (kısaca UV) ışınım, dalga boyu 100 ile 400 nm arasındaki ışına denir. Gözümüz, 400 ile 700 nm dalga boyları arasına duyarlıdır ve bunun dışındaki ışınımı algılayamaz. Görebildiğimiz en küçük dalga boylu ışınımı mor olarak algıladığımızdan, bundan daha küçük dalgaboyuna sahip olan ışını. "morötesi ışınım" adı verilir. Morötesi'nin ötesi ise X Işını'dır.

Bilim adamları UV ışınlarını; aynı karakteristiklere sahip olmadıkları ve canlılar üzerindeki etkilerinin farklı olması sebebiyle UV-A, UV-B ve UV-C olmak üzere üç kategoriye ayırmışlardır.

UV-A: En yaygın ışınlardır UV ışınlarının %95 ile en yaygın olanıdır. Ozon tabakası bu ışınların geçmesine izin verir. 315 nm ila 400 nm UVA – Baskı, sertleştirme, litografi, algılama ve tıbbi uygulamalarda kullanılmaktadır.

UV-B: Oldukça tehlikelidir. Bu ışınların büyük bir kısmı, ozon tabakası tarafından engellenir. UV ışınlarının %5'ini oluşturur. 280 nm ila 315 nm UVB – Kürleme, bronzlaşma ve tıbbi uygulamalarda kullanılmaktadır.

UV-C: Sağlık için en tehlikeli ışınlardır. Ozon tabakası bu ışınların bizlere ulaşmasını önler.

Işıkta olduğu gibi, mor ve ötesi ışımada da, dalga boyu nanometre (nm) olarak tanımlanır. Metrenin milyarda biridir. 100 nm ila 280 nm UVC – Dezenfeksiyon için en etkili dalga boyu aralığıdır. Uzun yıllardır antiseptik uygulamalarında kullanılmaktadır.

Açık uv sistemlerin her ne kadar insanların göz retinasına ve ciltline zararlı olmakla birlikte insan yokken veya gece çalıştırılması ortam dezenfeksiyonu için büyük yarar sağlamaktadır.

Kapalı uv sistemlerinde ise böyle bir risk oluşmamaktadır. Hava ve ortamın dezenfeksiyonu için kullanılan bir teknolojidir. Lambaların belirli bir raf ömrü olup verilen talimatlara uygun bir şekilde kullanıldığında diğer kimyasallara göre daha az risklidir.

  • IŞINLAMA TEKNOLOJİSİ :

Gıda ışınlamanın yaklaşık 50 yıllık bir geçmişi vardır. Bu yöntem, uzun yıllar süren araştırmalar sonucunda kullanılmaya başlanan bir gıda işlem teknolojisidir (A.D.A., 2000; ACSH, 2003). Gıda ışınlama, mikroorganizmaların, parazitlerin ve böceklerin gelişimi ile depolama ve dağıtım sırasında oluşabilecek ciddi kayıpları kontrol altında tutabileceği öngörülen yöntemlerden biridir. Gıda ışınlama işlemi zararlı bakteri ve diğer organizmaları yıkımlamak için gıdayı iyonize enerji kaynağına maruz bırakmaktır. Işınlama bazı gıdaların raf ömrünü uzatabilen ve gıda güvenliğini artırabilen bir yöntemdir. Pahalı ve teknolojik alt yapı gerektirmektedir. En çok kullanılan ışınlar U.V., X ışınları ve gama ışınlarıdır. Gama ve X ışınları pahalı olup penetran olduklarından iyi ambalajlanmış ve polietilen ya da benzeri sentetik maddelerden yapılmış protezler, yapma kalp kapakçıkları,

kan verme apareyleri, katater ve çeşitli sentetik organların sterilizasyonunda ve besin maddelerinin saklanmasında kullanılır. Işınlama FDA ve bazı ulusal gıda kontrol otoriteleri (örn., Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ) tarafından çeşitli gıda maddeleri için güvenli bir proses olarak kabul edilmiştir (A.D.A., 2000; Lacroix ve Ouattara, 2000). Işınlanmış gıdaların, etiketlerinde radura olarak bilinen sembolü içermeleri yasal bir zorunluluktur. Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (USFDA) ışınlanmış gıdaların ambalajlarında radura sembolu ile birlikte “Işınlanmıştır”veya “Işınlama İşlemi Yapılmıştır” ibarelerinin kullanılmasını şart koşmuştur (A.D.A., 2000; Webb ve Penner, 2000; Smith ve Pillai, 2004).

  • KURU BUHAR TEKNOLOJİSİ :

Hem Temizlik hem de Dezenfeksiyon sağlayan çevreci bir teknolojidir. Uygulandığı yüzeye 10 ila 20 mikron arasında kuru buhar gönderen yeni nesil sistem, yüzeyde gün boyunca oluşan mantarların, bakteri ve virüslerin yüzde 100’e yakın bir oranda dezenfekte edilmesini sağlıyor. 140-185°C de kirli yüzeyleri temizlemek için basınçlı kuru buhar kullanımı en ekolojik ve modern metodudur. Isıyla desteklenen basınç, temizlik ve hijyen uygulamalarında etkili bir rol oynar. İşletmelerde kullanılan sudan tasarruf sağlar. Buharlı temizlik saf sudan başka bir şey kullanmaz. Buhar kirleri veya lekeleri yüzeylere tutan bağlayıcı maddeleri yumuşatmak için ısı kullanarak temizleme işini çok kolay hale getirir. Buhar kullanarak, KİMYASALLARIN kullanımını % 80-90 azaltmakta ve SU kullanımını % 90-95 oranında azaltmaktadır. Aslında, yöntem sadece az miktarda kimyasal ürün gerektirir ve çok düşük bir su tüketir. Bu nedenle, gittikçe daha ÇEVRE DOSTU işletmeler tarafından tercih edilen temizleme yöntemi olarak seçilmektedir. Buharlı temizleme şüphesiz, verimli sonuçların çevresel saygı ile uzlaştırılabilme yeteneği nedeniyle geleceğin metodudur.

  • YÜZEY KAPLAMA MADDELERİ :

Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte yeni yüzey kaplama maddeleri de 12 ay gibi çok iddialı bir süre boyunca uygulamanın yapıldığı yüzeyde mikroorganizmaların üremesine izin vermemektedir. Virüs testlerinden de (Korona dahil) geçen bu ürün uygulanan yüzeylerde 12 AY ( Evet yanlış okumadınız 12 ay etkili kalabiliyor). Avrupa norm testlerinden geçmiştir). Almanya’nın saygın kuruluşlarından, Danimarka ve Tayvan laboratuvarları terslerinden başarı ile geçmiştir. Özel bir cihazla her türlü yüzeye kaplanan bu ürün bakteri, virüs, havadaki küf sporları ve VOC gibi kimyasal bileşikler gibi zararlı mikropların ayrıştırılması için tasarlanmış ileri teknolojiye dayanan bir kaplamadır.
Kaplama şeffaf ve kokusuzdur ve her türlü yüzeye uygulanabilir. Kaplama ışığa maruz kaldığında, mikropları parçalayan ve havayı temizleyen bir fotokatalitik reaksiyon başlar. Doğrudan gıda ile temas eden yüzeyler dahil tüm yüzeylerde kullanım için onaylanmıştır ve durulama gerektirmez. Havadaki VOC ve koku miktarını (aynı zamanda karbon bazlı moleküllerdir) azaltır- müşterilerimize daha iyi iç mekan hava kalitesi sağlar. Uygulama sonrası yüzeyler kendi kendini dezenfekte edebilir hale gelir. Havayı temizler ve iç ortam iklimini iyileştirir. Tüm yüzeylerde kullanımı onaylanmıştır (doğrudan gıda teması olanlar da dâhil). Saydam ve kokusuz koruyucu yüzey malzemesidir. Işıkla aktifleşir. Işığa maruz kalma üzerine (TiO2 bant aralığının üzerindeki enerjiyle), enerji açısından zengin ikili elektron delikleri üretilir. Bu radikaller ya doğrudan çevredeki istenmeyen mikrobik maddelere saldırır, ya da hidrojen peroksit oluşturan değişik yolları izleyerek tekrar şekillendirir. Okul, hastane, otel, işyeri vb. alanlarda Avrupa’da yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemizde de uygulamalara başlanmıştır.

  • V-BLOK TEKNOLOJİSİ :

% 100 yerli teknoloji ile dünyada ilk defa cam üzerinde Antiviral ve Anti bakteriyel etki sağlayan Şişecam Topluluğu cam yüzeylerde virüs ve bakterilere karşı “V-Block” teknolojisini geliştirdi. Bu teknoloji ile Cam yüzeylerdeki virüs ve bakterileri etkisiz hale getiriliyor. Şişecam Topluluğu Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Prof. Dr. Ahmet Kırman, dünyanın sayılı cam üreticilerinden biri olan Şişecam’ın bu özel teknolojiyi 45 yıllık Ar-Ge birikimi sayesinde iki ay gibi rekor bir sürede geliştirdiğine dikkat çekerek, “Alanında dünyanın önde gelen Ar-Ge merkezlerinden biri olan Şişecam Bilim, Teknoloji ve Tasarım Merkezi tarafından geliştirilen bu teknolojiyi cam ev eşyası üzerine dünyada ilk kez uygulayan cam üreticisi olmanın heyecanını yaşıyoruz. Gerekli resmi izin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Antimikrobiyal V-Block Teknolojisi ile donatılan ürünlerimizin ülkemizde kullanılmaya başlanması ile birlikte tüketicilerin özellikle otel, kafe ve restoran gibi dış mekanlardaki sağlık endişelerinin azalacağına ve bu önemli buluşun turizm sektörüne katkı sağlayacağına, ihracat gelirlerimizi de artıracağına inanıyoruz” dedi.

Şişecam Bilim Teknoloji ve Tasarım Merkezi’nde geliştirilen V-Block Teknolojisi, özel formülü ve uygulama tekniği sayesinde, 7/24 hijyen sağlıyor. Üretim esnasında yüksek sıcaklıkta uygulanan buhar biriktirme yöntemi ile ürünlerin üzerine uygulanan formül, sürekli aktif kalarak ev kullanımının yanı sıra, oteller, restoranlar, kafeler, hastaneler, yemekhaneler gibi bulaş riski fazla olan ortamlar için de ideal. Gıda temas testleri başarıyla sonuçlanan Antimikrobiyal V-Block Teknolojisi cam yüzeylerdeki virüs ve bakterileri etkisiz hale getiriyor. Antimikrobiyal V-Block Teknolojisi ile kaplanmış cam ürünlerin Staphylococcus aureus, Escherichia coli bakterileri; Bacteriophage, Feline calicivirus (FCV), Adenovirus, Canine parvovirus, Hepatitis A Virus, Herpes Simplex Virus, Influenza A, Murine Norovirus, Poliovirus, Rhinovirus, Rotavirus, Vacciniavirus gibi birçok farklı virüs ve bakteriye de yaşama ve yayılma şansı tanımadığı bağımsız kuruluşlarca da onaylandı. Ön bulgularda koronavirüs üzerinde de etkili olduğu belirlenen teknolojinin bu alandaki test ve geliştirme süreçleri ise devam ediyor. Bu teknoloji ile üretilmiş Paşabahçe ürünleri renk, şeffaflık, ışık geçirgenliği gibi yüksek kalite unsurlarını korumaya devam ediyorlar. Böylece tüketicilerin ürünlerden aldıkları keyfi bozmadan hijyen ve maksimum koruma sağlıyor.

SONUÇ OLARAK;

Yukarıda bahsetmiş olduğum teknolojiler Kimyasal kullanmadan, bir çoğu insana, hayvana, doğaya ve çevreye zarar vermeden Dezenfeksiyon ve Sanitasyon işlemlerini yapmamıza imkân sağlıyor. Gelecek kuşaklara temiz bir çevre bırakabilmemiz için bu ve benzeri teknolojilerin artması ve kullanılması teşvik edilmeli kimyasal kullanımlar azaltılmalıdır.

KAYNAKÇA :

  • Atatürk Üniversitesi Vet. Bil. Derg. 2007, 2 (3) 107-116 - Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Bölümü, Erzurum - Işınlamanın Gıda Teknolojisinde Kullanımı - Meryem AYDEMİR ATASEVER - Mustafa ATASEVER1

E-Bülten

E-Bültenimize ücretsiz üye olun, fırsatlardan haberdar olun!

SSL, Visa, Mastercard, American Express, EFT, Havale

© 2018 Hijyen Market Tüm hakları saklıdır.

Yukarı Çık
Hipotenüs Hipotenüs E-Ticaret Sistemleri İle Hazırlanmıştır.